Yazmanın da bir atmosferi olmalı

Sessizce köşeme çekiliyor. Yazmak için hazırlanıyorum. Öncesinde hafif etrafa bakış atıyorum. Neler olup bittiğine dair bilgi edindikten sonra yazmaya başlıyorum. Aslında boş bir ekrana dakikalarca bakabilirim. Hem de bu süreç saatlerce sürebilir. Klavyeye dokunduğum an her şey yoluna giriyor. Harfler kelimelere, kelimeler cümlelere dönüşüyor. Bu nasıl oluyor hiç fikrim yok. Kendiliğinden gelişiyor. Ne yazacağım şimdi diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bulamayıp yine de ekranın karşısına geçiyorum. Ama neden başlayınca devamı geliyor. Bir anda çok garip bir duygu yoğunluğu oluşuyor. İstemsizce hareket eden parmaklarıma hakim olamıyorum. Kimi zaman saatlerce yazıyorum. Silmeden paragraflar ardı sıra geliyor. Durduramıyorum. Bir an sona yaklaştığımı hissediyorum. Yazı bitiyor.

Yazacaklarım bittiği an okumak dahi istemiyorum. Baştan sona okumak değil de şöyle bir göz gezdiriyorum. Hemen sonrasında yayınlıyorum. Hataları, düzenlenmesi gereken yerleri olduğunu düşünmeden yayınlıyorum. İçinden belli başlı kelimeler gözüme takılıyor. Onları etiket olarak işaretliyorum. Parçalardan diğer yazılara erişimi sağlayan bu etiketleme kelime oyunu gibi geliyor. Daha da etkileşim sağlıyor. Kelimeler cana can katıyor. Oluşturduğu enerjiyi hissediyorum. Kimi zaman onlarcası oluyor. O zaman onlara daha da bir bağlanıyorum.

Yayınlama sonrası defalarca okuyorum. Kendim yazmamış gibi okuyorum. Hatalar gözüme çarptıkça düzeltiyorum. Cümle düşüklükleri de gözüme çarpmıyor değil. O an neleri düşünmüşüm kim bilir diyorum. Yazmak istediklerimi durdurmadan yazmışım. Zaten ondan güzeldi belki de yazmak. Akan bir nehirde hareket eder gibi. Bazen kayalara çarpan kayıkta kürek çekmeye devam etmek gerekir. Çoğu zaman suyun gücü seni yönlendirse de arada bir bilekler etkisini gösteriyor. Aldırmadan odaklandığımız hedefe ilerlemek güzel şeydir. Bunu tatmak daha güzelmiş.

Üç dört gün geçiyor. O yazıyı okuyorum. Sesli olarak okuyorum. Yazı beni öyle etkiliyor ki inanamıyorum. İyi ki yazmışım diyorum. Aslında yazmanın vermiş olduğu bir etki olsa gerek. Ama değinilen konular da beni etkiliyor. Öyle mi düşünüyormuşum dediğim yerler oluyor. Halime şaşırıyorum. Sonra o yazıyı bir başkasına okuyorum. Bir garip hissediyorum. Çok basit şeylermiş gibi geliyor. Kendime bunu da mı dedin orada diyorum. Elimde olsa yazıyı yarıda kesip okumaktan vazgeçeceğim. Bunları düşünürken yazı bitiyor. Karşıma bakıyorum. Tepkisiz bir yüz görüyorum. Bu da neydi şimdi der gibi. Daha da fazla üzmemek için birkaç cümle kuruyor. Ama anlıyorum.

Rastgele bir yazı daha seçip onu da okuyorum. Bu sefer enerjim yerinde okuduğumun ilgi çekici cümleleri var. Hatta arada sırada cümleleri şu vurguyla okusam daha güzel olur diyorum. Tekrar aynı cümle daha net anlaşılır okuyorum. Onları karşı tarafa hissettirmem lazım. Sonunda gözlerine doğru yöneliyorum. Evet işte aradığım onay buydu. Aynı kişi farklı yazılarda farklı tepkiler veriyor. Demek ki benden dolayı değil. Yazılar her an iyi olmuyor onun farkındayım. Ama ne zaman iyi yazılıyor onu da bilmiyorum. Sürekli yazmak gerek iyisiyle kötüsüyle diyorum. Kendime geliyorum.

Yazmanın da bir atmosferi olmalı diye düşünebiliriz. Fakat yok öyle bir güzel hava yok. Hiçbir zaman da olmuyor. Sadece başlamak gerekiyor. Kimi zaman başlığından kimi zaman ikinci paragrafından. Sonuç bölümünden bile başlanıldığı olmuyor değil. Neden derseniz? Yazılar ilk adımı hep sizden bekler. O adımın nasıl olduğunun bir önemi yoktur. Yeter ki isteğinizi anlasın. Cümleler kuruluverir. Yazılanlar belki de iyi ve kötüyle harmanlandığı için güzeldi. Nefes aldığımız atmosferde yazmaya başlayalım.