Tanıdığım kimsede olmasın

Kıskançlık diye başlayan cümleler kolay kurulmuyor. Fakat gün içinde konuşmadan gizli eylemlere dökmüşüz. Sessiz sedasız içimize sızan düşüncelerimizi su üstüne çıkartmışız.

Herkes her şeyi ister olmuş. Faydası olsun ya da olmasın fark etmiyor. Sadece ondan da almak istiyor. Uzun yıllar kullanmak için değil. Sadece birkaç defa fotoğraf çekilmek için alışveriş yapanlar var. Bu şekilde onlarca giysi alınıyor. Sadece giysi de değil. Aklınıza gelen ne varsa. Bir telefon bile yenisi çıkınca değiştiriliyor. Merek ettiğim konu ise o önceki telefona ne oluyor? Bir kenarda duruyor desem. Orada kaç yıl kalır. Hem sonra zaten kim kullanır. Böyle milyonlarca kişinin bu şekilde davrandığını düşününce gerçekten çok korkutucu bir durumla karşı karşıyayız.

Her şeyi alıyoruz. Sürekli kargo firmaları evimize bir şeyler getiriyor. Aldıkça yenisi geliyor. Bir anlık sevinçler oluşuyor. Peki sonra ne oluyor? Çok ihtiyacımız olduğu için mi o on yedinci ayakkabıyı aldık? Bilemiyoruz. Bu yaz kaç defa giyeceğiz kim bilir. Böyle giderse büyük bir çöplüğe dönüşmekte olan dünyada yaşamaya devam edeceğiz. Tabi yıllar içinde şu anki durumunu koruyabilirse.

Zamanı, sevgiyi, gülümsemeleri de tüketir olduk. Elimizde var diye harcadık. Günü, ayları, yılları yaşayamadık. Zaten uyandık diye akşamları çabuk ettik. Zaten seviyor diye biz de sevmedik. Gerçek gülümsemeleri sahteleriyle karıştırdık. Sonra aralarında bizler de kaybolduk. Ömrümüzü tüketenlerin en büyüğü kendimiz olduğunu ne zaman anlardık? Son saniye anlasak ne olacak? Böbürlenerek yaşadığımız şu koca yaşam alanında elimizdekilerin kıymetini anlayabilir miyiz?

Her şeyi herkesten önce alma istediğini bastıran bir güç var. O da başkasında görmeye dayanamamak. O da ne demeyin? Kıskançlık. Öyle böyle değil. Bildiğiniz sizde olana bile kıskanma olayı. Aşırı kaçan yanları oldukça zararlı. Binlerce kişi o marka arabaya binerken benim tanıdığım kişi binmesin istiyoruz. Nedenini biz bile bilmiyoruz. O kazağı o giymesin. O telefonu o almasın. Peki neden? Tanıdığın kişide olması ya da olmaması ne değiştirecek. Kıskanç gözlerle bakma hastalığımız ne zaman geçecek? Bu olaydan anladığımız bir şeyler olmalı. Ama ne bulamıyoruz. Zaten aramıyoruz.

Bizi biz yapan değerler bütününde kıskançlık yok. Her an kendimizden uzaklaşmamıza neden olmakta. Küçük sinsi bir tepkiyle başlayan bu hastalık çığ gibi bünyemizde büyümektedir. Hatta dünyada tek ben imparatorum demeye kadar gidiyor. Biri evleniyor. Hemen o da evlendi diyoruz. Biri arsa alıyor. Ben de almalıyım diyoruz. Biri seyahate çıkıyor. Hemen ardından küçülerek düşünmelere başlıyoruz. Biri üniversiteden mezun oluyor. Ona bile neler neler bulup konuşuyoruz. Kendimizden başka her şey ve herkes hakkında konuşuyoruz. Ve bu böyle uzayıp gidiyor.

Bir insan ömrü boyunca kaç kişiyi tanıyabilir? Kaç kişiyle samimi sohbet edebilir ki. Bırakın da tanıdığımız insanlarda olsun olacak olan. Güzellikler hepimizde olsun. Birlikten kuvvet doğar sözünü hatırlayalım. Birbirimize destek olalım. Gücü hissedelim. Geçen ömrümüzde negatif düşünceler ile geçirmeyelim. Tanıdıklarımız en iyilerine layık diye bakalım. Olumlu tutumlarımız zaten bize geri dönecektir. Yeter ki sevmeyi unutmayalım.