Samimi sohbetini sevmek

Öyle bir zaman gelir ki seni sen olduğun için seven insan karşına çıkar. O an tamam o dersin. Neden o dedin sen bilmezsin. Kendiliğinden gelişen bir olay da değildir. Tutamazsın durduramazsın. Ama neden o seni seviyor bir anlam veremezsin. Gerçekten bir insan birini neden sever. Kalben sevmek ne demek? Alışılmışların fazlasını yaşarsın. Nefesin kesilir, durulur. Zaman bile akmaz olur. Gökyüzü eskisinden daha mavi, sular eskisinden daha tatlı, yaşadığın her an acayip keyif verir hale gelir. Bu kadar fevkalade bir şey mi sevmek ki? Hem o gün o anda ne oldu da sen o olduğunu anladın? Milyonlarca kişi varken neden o? O olmasını sağlayan şey neydi?

Bir insan gün içinde binlerce kişi arasından geçip gider. Niçin birine takılır kalır? Bu takılmak da değil. Tam olarak kalmak. Uzaklaşmak istemezcesine öylece sorgusuz sualsiz kalmak. Açıklamak o kadar zor gelir ki kelimeler kifayetsiz kalır. Bir an öncesi hiçbir şey yokken. Durduk yere komple yaşam biçimin değişmiştir. Gözleri mi sözleri mi seni etkilemiştir. Anlayamadığım olaylar silsilesi içine dahi giremeyecek bambaşka bir an şu anda yaşanıyor. Bir kere nasıl oluyor da böyle olabiliyor. Zamanı tüketiyoruz. Sevgiyi de tüketiyoruz. Gülüşlerin samimiyetini de tüketiyoruz. Öyle bir zamanda yaşarken nasıl olabilir de sevebiliyoruz. Hem de karşılıklı mı bile bilmeden. Tutulurcasına. Gerçekten çok garip bir his. Yaşamak lazım ama aslen böyle olunca yaşadığını fark ediyorsun. Anlıyorsun ki birine tutulmak için gelmişiz.

Çabalamadan sadece bir tebessümüyle bakışı mı yetmişti. Her şey o zaman başlamış. Yeni bir doğum gerçekleşmişti. İçimde yeni bir çocuk keşfetmiştim. Hem de sevebilen. Haberim bile yokken normal bir hayat yaşıyormuşum. Hem de oldukça normal yaşadığımı farkına varmam bir iki saniye sürmedi sanırım. Yıldırım çarpmıştı sanırım. O kadar anlık bir durumdu. Ya da artık yaşamıyor muydum? Zaman kavramı kayboldu sanırım. Bu kadar hızlı bir durum bu dünyada gerçekleşmiş olamazdı.

Nasıl olur da bir sevdaya tutulurduk?

Gökçe mavisi gibi gözlerinle o bakışı atman fazla gelmişti. Böyle bir samimiyet görülmemişti. Konuşmadan sohbet etmek diye buna denirdi sanırım. O gün yeni bir maceraya katıldığımı fark ettim.

Kalp atışı o an durdu. Yeni bir ritme karıştı. Hiçbir kalp mavi diye atar mı? Hani mavi bir renkti. Tüm tanımlar değişmişti. Sözlük anlamlarını yitirmiş gibiydi. Üzerinde gezindiğim toprak da artık yoktu. Ayaklarımın altı da semaya bürünmüştü.

Nefesler nefeslerle karışıyor. İnsan boğulacak gibi oluyor. Ardı sıra takip eden bu durum kalbimi atmaya zorluyordu. Yoksa onun hiç atma niyeti de yoktu. Son atışını o bakışa bırakmıştı. Beden fonksiyonları daralırken kaybolmaya yüz tutmuş son enerjimle merhaba demişim. Sonra her şey daha bir renkli daha bir berrak. O da ne ondan da bir cevap geldi. İnsan olduğuna inanmıyordum. Başka bir evrene ait yaşam formu olduğuna emindim oysa ki.

Saatler durmuş konuşmamızı bekliyorlardı. Akrep ilerledi bir cümle daha derken gün kararmaya başlamıştı. Son cümleyi söylemişim. Kendimde değildim biliyordum. O gün bitti. Sonra bizi birkaç sohbet daha aldı. Sıcak muhabbetler sırası paha biçilmezdi. Bu kadar kuramı yan yana yazsanız külliyat haline gelirdi. Öyle bir şeydi.

Samimiyet öyle güçlü bir şey ki herkeste bulunmayan bir şey. Bakışın bile samimi olanı o kadar güçlüdür ki kalpleri birbirine yaklaştırır. Samimi içten gelen sıcak bir sohbetle de muazzam bir hale gelir. Sonrası dosdoğru devam ettiği süreçte hayatınız da anlam bulmuş olur. Samimi sevelim, sevilelim.