Koleksiyon Oyunculuğu

Arkadaş ne güzel kavramdır öyle. Hele bir de daha samimi olanına dost diyorlar. Desinler zararı yok. Zaten her kavramda gömülü kaldığımız da yok. Böyle demişken neden insanlar bir şeylerden anlamlar çıkarmaya çalışıyor ki? Aslında anlam çıkarmalar hayata olan bağımızı kuvvetlendirir. Fakat bazın anlamlar var ki hayattan sizi çıkarıp alır, doğrudan mezara koyar.

Dert ortağı olur, omuzunda ağlar. Sır ortağı olur, senle saklar, Seyahat ortağı olur, birlikte gezer. Çayla muhabbet ortağı olur, uçsuz edebiyata dalar. Öyle sıralamayla anlatılmaz işte yaşanır ancak. Zaten yıllar bize her şeyi öğretir. Yanımızda olanların gerçekte yüzlerinin ne olduğuna dair çıkarımlar yapıp, ona göre arkadaşları seçmeyi. Kimisini yanımızdan ayırmayız, kimisini soframıza bile almayız.

Konuşmadan anlaştığımız arkadaşlarınızı düşünün demek istiyorum fakat ne mümkün. Önce sohbet gerekir. Bir merhaba ile başlar tüm dostluklar. Sonra yavaş yavaş ya da hızlıca gelişir. Ortak yönler kadar da farklılıklar çeker insanı birbirine. O anlatır sen dinlersin, sen anlatırsın o dinler. Akıp giden selde birlikte bir teknede yıldızları seyretmek gibidir onla geçirilen anlar.

Sen anlat ben dinlerim

Arkadaşlığa yolculuk doğum sonrası başlar. Nasıl mı? Anlatayım şöyle. Önce ailedeki kardeşlerin senle arkadaş olur. Kuzenlerle devam eder. Önce yanaklarını sıkarlar, senin tatlı tatlı severler. Senden büyük olsalar da sana sen gibi davranırlar. Hiçbir art niyetleri yoktur. Çıkar gayeleri zaten yoktur. Sen de öyle içten gülümsersin ki içinde acıya dair bir şey yoktur. Yapmacıklık yoktur o evrede. En güzeli de budur bebek olmanın ya da çocukluk evresinin ilk başları diyelim. Sonra büyümeye başladıkça o çevrede yaşıtlarınla tanışmaya başlarsın. Oyunlar sizi öyle sarar ki eve gelmek istemezsiniz. Oyun arkadaşlarınla arada bir atışsan da seni severler bunu bilirsin. İki eli göğsünde bağlı gidersin kimi zaman onların yanına, dudağını da şöyle biraz ekşitip yanlarına sokulursun. Uzun sürmez o anından eser kalmaz hemen sonraki anında. En güzeli de bu değil midir, unutmak. Ama gerçekten unutmak, silmek. Yaşanan tüm olayları silmek, kırıldığını unutacak kadar. Hatta hiç yaşamamış gibi hayata devam etmek. O yıllarda yaşamamış gibi de değildir. İnsan gerçekten siler.

Yaş aldıkça ve sen yaşlanmaya başladıkça demek istiyorum. Her geçen yıl öyle deneyimlerle üstümüze yaş olarak gelir ki bunu ancak gençken anlayabilen azdır. Onun yaşadığın her yıl yaşlandığının farkında ol istiyorum. İyi hatta çok iyi deneyimler edinmen gerekmiyor elbette. Ama sen kendi değerini artıracak güzel şeyler yaşamalısın. Yaşa ki gör güzellikleri. Öyle güzel arkadaşlıklar edinirsin ki gençlik yıllarında. İlk eğitim yıllarını ele alalım. Onlarca yaşıtınla birlikte okumayı öğrenmişsin. Sıra arkadaşların olmaya başlamış. Bir düşünsene yıllarca onlarlasın. Anı suluktan su içtiğin bile olmuş. Aynı kalemi değişmeli kullandığın arkadaşlarınla aynı kitaptan takip ettiğin. Ders aralarında şakalaştığın. Ama sakın şunu yapma kimseye isminde başka şekilde hitap etme. Hiç iyi bir davranış değil. İsminden başka derken burada güzel sözcüklerden bahsetmiyorum. Başka gereksiz, aşağılayıcı, küçük düşürücü ve hatta fiziksel eksiklikleriyle kimseyi üzme. Doğrudan üzme diyorum çünkü bu yaşı kaç olursa olsun herkesin içinde bir burukluk yaratır. O yaşlarda ise bir çekingenlik, bir negatif anlamda utanma, içe kapanma, kendini göstermeme gibi şeylere neden olabilir. İyi hissetmeyen bir birey topluma faydalı olamaz. Kendini sevmeyen bir birey başkasını sevemez. Bu da temelden bir çöküş demektir. O yüzden kimseyi kırmayalım, incitmeyelim. Evrensel boyutlara dönüşmeden engellenen her şey sizinle başlasın. Güzel günler için güzel arkadaşlıklar önemlidir. Şu an şu konumda olabilir, şu an hiçbir yerde olabilir. Unutma ki kendini geliştiren her birey büyük bir lider adayıdır. Lider dediğimde herkes farklı anlamlar çıkarabilir. Fakat burada anlatılmak istenen kendi ayaklarını üstünde durmaktan daha fazlası olmaya adaydır. Onun için çevrendekileri sadece sev. Hiçbir çıkar yolu gütmeden, hiçbir negatif konuşma baloncuğu oluşturmadan. Bırak gelişsin bırak seni geçsin bırak ki sen de kendini geliştirecek vakit bul. Güzel insan olmak o kadar güzel ki. Geliş her gününde, geliş her anında. İnsanları koşulsuz sevmenin tadına bir var. Bırakamayacaksın.

Kimseyi incitme

Lise yıllarına geldiğinizde o ilk mahalle arkadaşlarınız ya da ilk okumayı öğrendiğiniz arkadaşların yerine yenilerini aldığını göreceksiniz. Yerini diyorum çünkü aynı bardaktan su içtiğiniz kişi de başkalarıyla şu an samimi şekilde arkadaş olmuş olduğunu fark edeceksiniz. Her zaman dilimde farklı arkadaşlıklar kurulur. Hiç ayrılmayalım dediğiniz kişiyle merhabayı keseli üç yıl olmuş olduğunuzu fark edersiniz. Öyle an gelir ki zaman-mekân sizi bu hâle getirdiğini fark edersiniz. Siz istemeden giren bir soğukluk oluşur. Aslında tam olarak soğukluk da sayılmaz. Şu an arasanız emin olun ilk günkü sıcaklığıyla devam edecektir. Fakat herkesin başka öncelikleri vardır. Hayatlarına giren yeni birileriyle vakit geçiriyorlardır. Aslında bakarsak aynı sizin gibi davranıyorlar. Hedefleri artık başkadır. Bir ayrımlama yaşanmıştır. Yoksa sıcaklık devam etmektedir. Öyle olmasa şu an sizi sosyal medyada takip etmeye devam ederler miydi? Ya da telefon numaranızı silmezler miydi? Tabi silenler de var. Onların da kendi tavrı diyelim.

Üniversite yıllarına geldik. Günlüğüme en acımasız yıllar olarak geçer. Aynı zamanda eşi benzeri bulunmayacak yıllar arasındadır. Üniversite okuduğunuzda daha iyi anlayacağınıza eminim. Burada bir hata var. Şöyle anlarsınız. Üniversiteyi bitirmiş ve aradan iki üç yıl geçtiğiniz de beni en iyi şekilde anlarsınız. Neden mi? İçinde yaşarken kıymetini bildiğimiz anlar çok az olmasa pişmanlıklarımız olur muydu dersiniz. En güzeli o günlere gidelim. Ailenizden ayrılıyorsunuz. Başka bir kente taşınıyorsunuz. Yarım gün yol gidenler hatta ülke değiştirenler var. Aynı şehirde kalıp ev-okul arası yapanlar da var. Zaten onları anlamış değilim neden böyle yaptıklarını. İnsan farlılıklara neden kapalı olur ki? Elbette herkesin farklı nedenleri vardır. Mesela en iyi okuyacağı bölüm bulunduğu şehirdedir. Ailevi şartlarından dolayı bu tercihi yapmıştır. Ya da keyfi istemiştir gibi sayabiliriz. İşte ailenizden ayrıldıktan sonra kendi ekonominizi yönettiğiniz başka bir şehirde hayat başlıyorsunuz. Düşünsenize tüm her şey size ait. Kulağa öyle hoş geliyor ki anlatamam. Market ihtiyaçlarından tutunda kıyafetlere kadar. Hatta şöyle demem daha doğru resmen kendi hayatınızı kuruyorsunuz. Eğer yurtta kalmıyorsanız ki ben ilk yıllar yurtta kalmayı şiddetle tavsiye ederim. Çünkü en güzel arkadaş çevrenizi günün her saatini birlikte paylaştığınız kişilerden seçersiniz. Binlerce kişilik yurtlardan yüzlerce arkadaşınız olabilir. Ve şöyle ki bambaşka bölümlerden edindiğiniz o arkadaşlar hep sizinle birliktelerdir. Her ihtiyacınızda yanınızda bulunur. Bir de en güzel yanı da üniversite bittiğin de mühendis, doktor, avukat ve öğretmen gibi onlarca farklı branştan arkadaşlara doğrudan erişebilirsiniz. Hayat boyu sizlere eşlik edecek kişilerdir. Aynı ortamda aylarca vakit geçirmek o yüzden de önemlidir. Çevre her şeydir dedikleri de budur. Ama ilk başta eve çıksanız sadece okuduğunuz bölümden arkadaşlarla bir araya gelirsiniz. İşte az önce de aynı şehirde okuyanlar için de dediğim buydu. Doğrudan eve çıkmayla eşdeğer aile yanında üniversite okumak. Tanıdıklarınız sınırlı olur. Evin de bir rahatlığı ve güzelliği de yok değil. Başka bir şehirde okuyup ayrı bir evde yaşamak sonraki iş hayatınızın da birer kral deneyimidir. Özgürlük güzeldir dedirtir. Sonra özleyeceğiniz güzel anılar yaşayın.

Gönülden sevmeler ne de güzeldir.

Her şey bitti. Çok güzel hayat sizi bekliyor. Eğitim hayatı da tamam. Oh mis. En iyisi benim de dediniz. Sıra geldi iş hayatına. İş bulmanız lazım değil mi? Çalışmak sana göre değil mi? Peki derim ne denebilir. Bir iki yıl dinlen bakalım. Dinlenmek de güzeldir. Tabi gerçek bir dinginlik hâlindeyse. Bu sırada o şimdiye kadar edindiğiniz arkadaşları bir düşünün. Artık eğitim hayatınız bitmiş. Artık belli bir uzmanlık alanınız var. Yaşlar da yirmilerde. İyi misiniz? Kendinizi gerçekten yeterince geliştiniz mi? Hayata hazır mısınız? Şu an çevrenizde hemen arasanız, telefonu açacak kaç kişi var? Evet, kayıtlı telefon listenizi soruyorum. Umarım binleri geçmiştir. Yoksa işiniz daha zor. Neden ki başkalarına bağlı mıyım ben dediğinizi duyar gibiyim. Yanlış anlamayın, sadece okumaya devam edin. Şöyle düşünün insan tanımak kitap okumak gibidir. Güzel dostluklar kurmak emek vermek ister. Eğer siz de güzel arkadaşlıklar edindiyseniz, vaktinizi güzel kullanmışsınız demektir. Diplomalarınızın kadar yoksunuz. Diplomalar sizleri bir araya getiren ve size uzmanlık alanları veren şeylerdir. Bu sırada paylaşımda bulunduğunuz insanların kalitesi ve sayısı önemlidir. Genel kanı burada yanlıştır. Üç arkadaşım olsun yeteri. Tamam yeter. Duygusal anlamda ya da başka anlamlarda yetsin. Omzunda ağladığın bir kişi olsun. Ben ondan bahsetmiyorum. Mesleki gelişim sırasında farklı deneyimler yaşamış insanlarla olan muhabbet değerlidir ki kişisel olarak da insana devasa katkılar sağlar. Az önce kitap okumak gibidir demiştim. Evet, tam da bu. Yazar kendi deneyimlerini yazar, hayal gücü tadında. Yıllarını vermiş bir mimar ile konuşmak hiç mi deneyim sağlamaz? Hiç mi onlardan bir şeyler alınmaz? Tam da bu noktadayım. Arayacağınız kişi sayısının artması demek sizin de fazla kendinizden fazla olması demektir. Bu da sizi geliştiren ve belli bir olgunluğa ulaştıran basamaklardan biridir. Unutmayın, ön yargı yanılır. Ama bilgi yanılmaz. En çok da deneyimlenen ve tekrarlarlar pekiştirilen bilgi. Yıllar geçtikçe onların da değeri azalacak belki de üstüne yeni doğrular eklenecektir. O yüzden sürekli güncel kalmalı ve yeniliklere açık olmalıyız.

Kapalı kapılar ardından gülümsemelere çalışıyoruz. Yüzlerimiz beş karış sokaklarda geziyoruz. Neden? Çok basit. Sığ düşünüyoruz. Kendimizi avutacak bir şeyler yok gibi yaşıyoruz. Önce gözlerini kısarak bakmayı sonlandır. İyice aç, etrafa bir bak. Kendinden kaçma, göğsünü öne doğru at. Kafanı bir kaldır. Ellerini saklamayı kes, onları da konuşmalarında kullan. Merhaba demekten çekinme. Sana sorulacak sorulardan korkma. Bırak isteyen istediği soruyu sorsun. Kendini tanı, öne atıl. Gevşekçe davranma, hareketlerinden emin ol. Sallayalarını topla, güzel bir beden gördüğünde sahiplenmeye çalışma. İnsanları da özgür bırak, kendin kadar. Yakışıklı, uzun boylu, giyimli, ince belli gibi kavramlardan önce muhabbet bak. Konuşamadığın için bunlara takılı kalıyorsun, farkındayım. Çekinmeden konuş. Bu demek değildir ki utanmaz terbiyesiz biri ol.

Yeni tanışılan her kişi, yeni farklı bir kitap unutma. Kitabın kapağı kişinin dış görünüşü dersek, arka kapak yazısı jest-mimik, ön söz ilk merhabası ve aslı olan iç sayfaları da muhabbeti diyebiliriz.

Tüm bunları düşündüğümüzde hayatımızın en güzel koleksiyonu diyebiliriz. Arkadaş edinmek güzel bir hobidir. Hatta hobilerin en güzelidir. Günümüze karışan sohbetleriyle içimizi ısıtan dostlarla geçirilen vakit kıymetlidir. Biz de bize verilen bu rolü en güzel şekilde oynamalıyız. Koleksiyon oyunculuğu diye nitelendirdiğim bu süreci en iyi şekilde yönetmeniz gerekmektedir. Oyuncu dediğimize bakmayın en içten siz olmayı bilmelisiniz. Kalbinize dokunan arkadaşlıklar ancak o şekilde kurulur. Her daim değişime ayak uydurmayı bilmeli ve sürekli kendinizi yenilemelisiniz. Konuşmalarınızda bilgi ve güzellik akmalı ki sizinle vakit geçirmek anlam ifade etsin. Bu da demek değildir ki sadece bundan ibaret dostluklar olsun. Aklınıza gelebilecek her şeyi paylaşabilmektir. İyi bir oyuncu kendini iyi yetiştirendir. Gelişim sürecinde içinden geçtiği durumlardan ders çıkarabilendir. İçinizdeki niyet kadarsınız bunu da unutmayın. Güzel düşünürseniz sizin gibi güzel düşünen insanlar karşınıza çıkacaktır.

O hâlde sadece sevelim.

En büyük hazinemiz elbet de çevremiz değil. Onlar bugün var yarın yok. Hazinenin asıl kaynağı sizlersiniz. Sizi çıkarınca hiçbir şey kalmayacak. O yüzden asıl değerli olan sizsiniz. Çevredekilerden aldığınız heyecanla yaşadığınız olaylar daha da güzelleşiriz. Bir çay içimi değerlidir. Yudumlarken karşıdakinin gözlerine bakıp cümleler kurmak sizi siz olduğunuzu hatırlatır. Sevdiğimizi sevdiklerimizi fırsatımız varken söyleyelim. Sonra çok geç oluyor. Pişmanlıklarla yaşamak insana acı verdiği kadar da yeni adımlara engel oluyor. Kim bilir belki bir daha hangi satırda buluşuruz. Kim bilir hangi şiirin kaçıncı mısrasında denk geliriz. Kim bilir edebiyata ne kadar sadık kalır? Güzel günlerde unutur muyuz? Yoksa sadece güzel günlerde mi hatırlarız? Görüşmek üzere dedik fakat kimse gelmedi. Ne o geldi ne de ben gittim. Öylece boş görüşürüzlerle doldurduk yaşantımızı. Anlık bilinmeyen değerler sonraları bilinse de değeri eskisi gibi değildir. Anlarımızın değerini bilelim. Sağlıcakla kalın.

# Bir Tasarımcı