Günü Yaşamanın Sevinci

Kehribar gözlerinin birini açtı. Şöyle bir etrafa baktı. Hâlâ karanlıktı. Güneş doğmadan uyanmak onun için vazgeçilmezleri arasındaydı. Bu istikrarı davranışları onun için bir yaşam biçimiydi. Öyle durduk yere değil aslında yine bir anda mutlu olmasının bir nedeni daha vardı. Eşi de yanındaydı. Genel de yurt dışı görevlerinde olan üniversite yıllarında sevgili olduğu o kara kaşlı sevdiği yanındaydı. Daha ne istesin derken sekizden geriye saymaya başladı. Dört dediğinde yataktan kalkacaktı. Bu süreyi uzattığında kalkması daha da uzun sürüyordu. İki de çoktan odanın kapısının yanındaydı. Hemen yan odadan bir ağlama sesi geldi. Tam da ağlama sayılmazdı. Koca bir mızmızlanma sesiydi. İki oğlu vardı. Küçük olan neredeyse her gün böyle erkenden uyanıp, ortalığı ayağa kaldırmayı alışmıştı. Odasına girdi. O gülüşü gördüğünde gözyaşlarına karışmış yanaklarını sevmek için sabırsızlanıyordu. Yanına eğildi ve geçen aylarda doğum günü olan üç yaşında olan çocuğunu kucağına aldı. Önce o nemli yanağına bir öpücük kondurdu. Sonra saç tellerinde elini gezdirirken mırıldanır tonda “günaydın oğlum” dedi.

Güzel bir kahvaltı hazırlamak gerekiyordu. Oğlu kucağında önce lavabonun sonra da mutfağın yolunu tuttu. Masada ona ait küçük bir sandalye vardı. Onu oraya bırakır bırakmaz domatesleri yıkamaya başladı. Zeytin, peynir derken çay suyu da kaynamaya başlamıştı. Sıra evin diğer üyelerini uyanmışlar mı diye bakmaya gelmişti. Derken herkes sanki sofranın hazırlanmasını bekliyorlarmış gibi kapıdan göründüler. Neşe dolu çaylarını yudumlarken birbirlerinin gözlerine bakıp gülümsüyorlardı. Reçel sürdüğü ekmeği büyük oğlu Kağan’a uzattı. Kıvırcık saçlarıyla o an bakışı görülmeye değerdi. Okula daha yeni başlamıştı. Kıyafetlerini giymiş de gelmişti masaya. Ne kadar tatlı olduğunun farkında mıydı acaba. İçinden onu mıncıklamamak için zor tuttuğunu fark etti. Küçük oğlana babaannesi bakıyordu. Evi de yakındı. Kapı çalmıştı. Herkes onun geldiğini biliyordu. Kucaklaştılar. Evleri okula biraz uzak olduğu için servisle gidiyordu. Onu uğurladıktan sonra eşi mimarlık ofisine geçmeden çalıştığı yere bıraktı. O gün yağmurla karışık kar da vardı. Manzara muhteşemdi. İzlemeye doyamadılar. Araçtan inme vakti geldiğinde radyoda çalan şarkının bitmesine bakıp biraz daha sohbet ettiler. Bagajda bulunan pembe şemsiyeyi alıp, karşı kaldırama geçip güvenlikten geçti. Güvenlik görevlilerinin olduğu yerde kimlik kontrolü yapan kart okutma sistemleri vardı. Sonrasında ise tekrar açık alanda yürümesi gerekiyordu. Kapattığı şemsiyesini tekrar açtı. Arnavut taşlı yol olmasına rağmen bir tarafa düz mermer zemin olan yerde yürüyordu. Yerler oldukça ıslaktı. Kaymamak için oldukça fazla dikkatli olması gerekiyordu.

Günün ilk ışıklarına dakikalar kala her şey yeniden

Yağmur şiddetini artırırken sonunda binaya girmişti. Asansör çağırdı. Dört kişilik olan içi aynalarla kaplı olan asansörde üç kişi vardı. Şanslıydı. Dördüncü olduğu asansörde kimseyle göz göze gelmemek için aynadan saçlarına, duruşuna en sonra da gözlerine odaklandı. Sekiz kat çıktıktan sonra asansörde çalan şarkıyı diline çoktan dolamıştı. Binada aynalarla yapılan her yolculuk farklı bir şarkı demekti. Bazen hoşuna gitmeyen ezgiler de olsa genel de iyiydi. Çalışma ortamına vardan koridorda ilerlemeye devam etti. Ayakkabısının çıkardığı sese karşılık veren birkaç topuk sesi daha vardı. Bir süre sonra sesler eşitlendi. Parmak iziyle açılan cam kapının karşısında sayısını bilmediği birkaç kişi bekliyorlardı. İlk o vardı. İşaret parmağını okutup, açılan kapıdan diğerlerine yol vermek istedi. Orada bulunan kişilerin selamlamalarına karşılık verdi. Tekrar ona verilen giriş hakkıyla içeri girdi. Bu kapıdan iç koridorda bulunan ilk soldaki odada onun bir masası vardı.

Odanın kapısını hafifçe araladı. içeriden günaydın sesini duyar duymaz anında tebessüm eşliğinde cevap verdi. Yavaşça odada adımlarını atmaya başladı. Heyecanlıydı. Geçen haftalarda odaları değişmişti ve burada yeniydi. Masasına doğru birkaç adım varken az önceki sesin sahibiyle sohbete başlamıştı. Koltuğuna oturmadan masa telefonunu kontrol etti. Arayan birileri var mıydı diye baktıktan sonra elinde eşyalarını yerleştirdi. Yanında atıştırmalık bir şeyler de getirmişti. Masasına yerleştikten sonra bilgisayarının kapalı olduğunu gördü. Genel de kapatırdı. Bazen de uyku moduna alırdı. Nahif davranışları çevresindeki insanlar tarafından sevilen biri olmasını sağlıyordu. Gün boyu aynı ortamı paylaştığı kişilerle farklı sohbetler kurardı. Kendisi de kendini tekrar eden kişilerle konuşmadan hoşlanmazdı. Gelen işlerle ilgilenmeye başladı. Öğlene kadar gelen telefonları da cevaplamaları bitti. Artık onun için yürüyüş vakti geldi. Çalıştığı yere yakın bir caddeye bağlanan ara bir yol sonrası yeşil bir alan vardı. Orada öğlenler yarım saat civarı yürüyüş yapardı. Yeşiller arasında yaptığı bu yolculuk içini oldukça fazla rahatlatırdı. Buradan aldığı enerjiyle öğleden sonra tekrardan mesaisine başlardı. Son yarım saatte gelir yemeğini yerdi. Bazı günler yemekhanede yerdi. Bazen de paket yaptırıp odasında yerdi. O günde odasında yemek istedi. Kulaklığını takıp müzik eşliğinde çorbasını içmeye başladı. Mercimek çorbasını hep büyük bir keyifle içerdi. Bu sefer içine birkaç parça ekmek de doğramıştı. Limonsuz çorba içemeyeceğini bilirdi. Hayatında bunu benzer başkası için takıntı olan ama onun için keyfe konu olan bir şeydi. Neden etiketleme yaparlar hiç anlamlandıramazdı.

Gün sonuna gelindiğinde bugün eve servisle dönmeye karar verdi. Zaten fazla da kalabalık değildi. Eve eşi de ondan sonra geldi. Çocuklar zaten çoktan gelmişlerdi. Akşam yemeğini hep birlikte yediler. Sonrasında sinema odasına geçip bir aile filmi açtılar. Herkes kendine ait köşesine geçmişti. Hafif loş ışıklar farklı güzel bir ortam oluşturuyordu. Film bittiğinde bir süre film hakkında konuştular. Sonrasında odalarına çekildiler. Gün içinde yaşadıklarını eşiyle birbirlerine anlattılar. Bir öpücük sonrası uykuya dalmak üzere yatakta köşelerine çekildiler. Gözlerine kapadıklarında uyuma öncesi düşündüklerinin güzelliğinden mi bilinmez yüzlerinde gülümsemeler aldı. Sonra tekrar o an birbirlerine dönüp bakıştılar. Huzuru kalplerinde hissettikten sonra gün değerlendirmesi de bitmişti. Keyifli bir günün ardından uyudular. Issız bir karanlık içinde kayboldular.

# Bir Tasarımcı