En uzun gecenin de bir sabahı var

Göz açıp kapayıncaya kadar koca bir yıl geçmiş. Son günlerine gelinen bir ömür gibi. Nefesini nerede verdiğin çok önemli. Bir cam parçası misali geçen zamanda az kırılmadık. Diyardan diyara az savrulmadık. Bilincimiz doğrultusunda davranışlar sergilerken az kandırılmadık. Gidilen uzun yollarda az molalar vermedik. Son saniyede baştan sona düşünmek gerekirmiş. Bana dün doğdum gibi geliyor. Fazla geriye gidemiyorum. Sanki hızlı okumasını öğrenmiş ve koca bir kitabı bir solukta okumuş gibiyim. Her şeyi hatırlıyor ama onları yapmam o kadar da zaman almadı gibi geliyor. Şu an teferruatlı olanları çoğu gereksiz oluşunu anlamam son saniyede gözlerimin önünden geçerken olmasa iyiydi diye düşünüyorum.

Kimi iki günde kimi otuz yılda ben ise bu yaşa kadar nasıl geldim demiyorum. Herkesin çizgisi farklı. Yaşadıklarını yaşamadıklarına değişenler ya da hiç yaşamamış gibi davrananlar bu anın geleceğini nasıl olur da bilmezler. Belki de biliyorlar. Onları anlamak için değil benliğimizi anlamak için varız. Geçen yıllarda bir tatile gitmiştim. Hatırlıyorum da o günlerin gelmesini nasıl da saymıştım. Gittiğim şehrin her yerini gezeceğim, tatilin keyfini çıkaracağım diyordum. Fakat günler saatler geçmek bilmiyordu. Sonra geldi çattı. O anları hatırlıyorum da ne çabuk geçmiş. Hatta üzerinden yıllar geçmiş. Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen şeyler meğerse ne kadar da çok geride kalmışlar. İnsan bunların farkına yaşayınca varıyor. Birinden duyarak dersler alarak kendine pay çıkartamıyor. İllaki kendi yaşayacak. Dizi kanayacak. Dişi kırılacak. Düşecek ve düştüğü yerden kendi kalkacak. Başkası kaldırınca da tekrar düşüyor.

Tarih tekerrürden ibaret derler. Gerçekten de doğru. Sabahın akşamı izlemesi gibi yaşanan olaylar. Gençlerin o aynı hataları, ailelerin birbirlerine olan o tutumları, yetişkinlerin çocuklara davranışları, savaşların sebepleri hepsi birer tekrardan ibaret. Bir kez olsun atlanmadan devam eden olaylar dizisi gibi. Unutmalar, aldatmalar, fidyeler, düzenbazlıklar, ayrımcılıklar hepsi birer tekrar gibi. Ders alınmamış gibi. Kitabı yazılmamış gibi. Neden bilmiyorum. Ama nefis öyle bir hale getiriyor ki ortamına göre oyunlar oynuyor. Yine olan kime mi oluyor? Oyunlara gözü kapalı dalanlara, başını kuma saklayanlara, yokmuş gibi davrananlara ve en çok da sevmeyi unutanlara oluyor.

Yaşanan karanlık günlere aydınlık günler için sabredenler kazanıyor. Bir ağaç türü varmış. Yıllarca toprağın altında kalırmış. Herkes olmayacak artık dediği anda o öyle bir boy verirmiş ki onlarca ağaç yanında sıska kalırmış. Bazen beklemek gerekir. Olaylar karşısında azimle çabalamak gerekir. Bu çaba kimi zaman hareketsiz kimi zaman da inanarak olur. Yeter ki istediğin şeyin doğru olduğunun farkında olalım. Her şeyden önce gelen değerlerimizden vazgeçmeyelim.

Unutmayalım ki en karanlık gecenin sabahı olduğu gibi en uzun gecenin de bir sabahı vardır. O sabahı gördüğümüz de hala kendimizi kaybetmemişsek bize ne mutlu. Öyle günlerden geçiyoruz ki ararken kayboluyoruz. Karanlıktayız sanıyoruz. Karanlığa alışıp ışıklarda gözümüzü kapatıyoruz. İşte o zaman ne sabahı ne de geceyi anlıyoruz. Önemli olan sabahın umuduyla gecede yaşayabilmek. Zaten amacımız dayanak noktamızı iyi seçebilmek değil mi?