Duvarı seyretmek

Yalnızlık; öyle derin, öyle şefkatli ve öyle samimi geldiği an anla ki alışıyorsun. Alıştığını kendine itiraf etmen de zaman alacak. Hatta en zoru da kabullenmektir. Tek başına dolanıp durduğunun farkına varmak büyükçe bir acı çekmeni sağlayacaktır. Bunu da kabullenmemek için elinden geleni yapacaksın.

Sıradan bir güne başlıyorsun. İlk güneş ışınları odanı aydınlattığında tek kişilik yatağında gözlerini açarsın. Hemen kapatmak istercesine yaptığın o hareket bile seni deli etmeye yetecektir. Birkaç dakika sonra doğrulup yarısı boş su şişesine yönelirsin. Sonra tavandaki fosforlu yıldızları seyretmeye başlarsın. Tek başına evin bölümlerine dolanarak gün için hazırlanırsın. Senin çıkardığın seslerden başka bir tık sesi dahi yoktur. Bu sessizlik garibine gitmesi için uzunca bir beş sene geçmesi gerekmektedir. İlk başlarda o kadar güzeldir ki kendin bile inanamazsın. Kocaman ev ve sen diye her günü bayram tadında yaşarsın. Ta ki işte bu yıla hatta bu güne kadar. Artık yalnız olmak istemezsin. Duvarı tek seyretmek istemezsin. Gecelere kadar muhabbet edeceğin sabah günaydın diyebileceğin birine ihtiyaç duymaya başlayacaksın. Aslında o eksiklik hep vardır. Sadece daha da baskın bir duygu yoksunluğu olmaya başlamıştır.

Çevrende sen hariç herkes çifttir. Şarkılar, şiirler, sokaklar bile artık bir eşi olmalı demeye başlamıştır. Yüzüne her an çarpılan bir gerçek seni aşağılık psikolojisine itmeye başlamıştır. Büyük bir başarı olarak görmeye başladığın bu olay seni daha da erişilmez bir yere tutunmaya çalışan biri yapmıştır. Sen onu büyüttükçe o daha da yetişilmez olmuştur. Her merhaba dediğin sana elveda demiştir. Vedalar artıkça umut denen damlalar yağmurlar gibi yere inmeye başlamıştır. Ağırlık üzerinde daha da artarken çamurlar içinde yuvarlanmak azap duvarları örmeye başlar.

Bir akşam ve geceye doğru ilerleyen dakikalar seni koparır o andan geleceği özler hale getirir. Onlu günleri düşünmeye başlarsın. Olsa şöyle olur böyle olur dediğin her an yarana yenileri eklenir. Anlaşılmaz bir hapis hayatı yaşıyorsun. Beynin işkencesi de seni ağır mahkum gibi hissettirmektedir. Öğünleri de azaltmış neredeyse yemek yapmayı bile unutmaya başlamışsındır. En son ekmek aldığın günü hatırlamaya çalışman da başarısızdır. Gece yarısını geçmiş uyku girmeyen gözlerde ağrılar başlamıştır. Ağrılarda kendine ait olmayan çileler vardır. Kahrolası soğuk dudaklarının kurumasına neden olmuş ve şu anda kanamaya başlamıştır. Canın yansa da parça koparmaya devam edersin. Stres soyutluktan çıkmış, sen olmuştur. Boydan boya kapıldığın yokluğa sığındığın limanda yanmaya başlar. Bedenin titremeye başladığında uyku seni sabaha taşır. Ve yine aydınlık ama sen yoksun. Bazı şeylerin kaybedilmeden fark edilmediği dünyada seni arıyordum. Bulunca sen olduğu bilmeden geçtiğim yolları terk ediyordum.

Bir bardak çay elimde tuttuğum sana şiirler yazdıran. Bir gün sana okurum diye yazdığım her şey benden gidip sen oluyor. Sen hariç birkaç kişi okuyor farkındayım. Farkına vardığım değerlerin sayısı çoğaldıkça eskiyorum.

Olmayan sana alışıyorum. Olsan değişecek gibi gelen her şey değişmezse, yanılıyorsam. Kapıldığım rüzgarlar senden uzaklaştırmasının bir nedeni varsa ve o hayalde sen yoksan. Debelenmelerim çaresizse ve sen bu çırpınışlarımdan zerre etkilenmiyorsan. Ben yine de sever miydim senin olmadığın diyarda seni. Konuşacak neyimiz var diye seslendiğini duyar gibiyim. Ölürken adını anar mıyım? Peki son sözümüz biz mi olur yoksa sen hâlâ beni tanımamış mı olursun? Bu gibi soruları düşünürken yine o duvarı seyrediyorum, sensiz.