Mavi Tren Yolculuğuna Kalkış

Tren yolculuklarını oldukça çok severdi. Uzunca yolculuklara çıkmak onun vazgeçilmezleri arasında yer alırdı. Bu seyahatlerde birçok şey öğrenirdi. Onlarca yeni kişiyle tanışır onlarla sohbet ederdi. En son geçen aylarda tren yolcuğunu yaptığı hatırladı. İki gün öncesinde okumaya başladığı kitapta tren yolculuğunun insana kazandırdıkları hakkında sayfayı okulunda yola çıkma vakti onun için gelmişti. İzmir’de arkadaşıyla telefonda konuşurken kamera için bir ekipmandan bahsettiler. O da bende var dedi. Bir anda “Hafta sonu geliyorum” dedi. Fakat yarın cuma günüydü. Daha birkaç gün daha var sanırken son dakika bilet alacaktı. Otobüs yerine trenle gitmeyi seçecekti elbette. Zaten aklında olan yolu kaçıramazdı. Hemen internetten gidiş dönüş olacak şekilde ikinci vagondan yerleri aldı. Fazla pahalı da değildi üstelik.

Ankara’dan İzmir’e Mavi Tren hattı vardı. Daha öncelerinde de birkaç defa gitmişti bu trenle. Daha rahat olan koltukları vardı. Trenin gidiş yönüne göre sağ tarafta tekli koltuklardan yer bulamayınca solda kalan ikili koltuklardan pencere kenarını seçti. Arka vagonlar yerine nedense her seferinde iki ya da üçüncü vagondan bilet almayı tercih ederdi. Bu seferde öyle yaptı. Fakat tekli koltukları bulmak için tüm vagonlarda sağda yer var mı diye de bakmayı ihmal etmedi. Ödeme ekranı sonrası cep telefonuna gelen onay mesajı sonrası işlem tamamdı. Gülümsedi ve arkadaşına bir mesajla bilgi verdi. Cumartesi öğlene doğru Basmane Garı’nda olacaktı. Tren yarım günden birkaç saat daha fazla yolda olacaktı. Bu onu daha da heyecanlandırıyordu. Yanına kulaklığını, şarj cihazlarını, bilgisayarını ve kütüphanesinden bir kitap aldı. Sadece bir sırt çantası olurdu yanında genelde. Arabasıyla gittiğinde ise üç çanta alırdı yanına. Cadde üzerinde yürürken atıştırmalık bir şeyler almak için pastaneye uğradı. Meyve suyu , poğaça, börek ve elbette su derken onları da çantaya ekledi. Poşetten çıkardığı bir poğaçayı yiyerek gara doğru adımlamaya başladı. Banliyo treniyle Ankara Garı’na geldi. Daha ternin kalkmasına bir saat vardı. Yetişmişti, içine bir huzur kapladı. Birkaç fotoğraf çekti. Fakat fotoğraflarda kendi yoktu. Birinden rica etti. Lokomotifin. olduğu yerden çekince daha güzel olur dediğinde onu kırmadı ve sohbet eşliğinde vagonları bir bir geçtiler. Gerçekten de trenin ön tarafı etkileyiciydi. Sonra birinci vagonda yerini alacak olan o adamla vedalaştılar. Güzel sohbetti, belki de yolculuk sırasında ikinciden birinciye gider sohbet ederim diye düşündü. Yerini almıştı son yarım saat kala. İki kişiden başka kimse yoktu. Sessiz bir korku filmini andırıyordu. On dakikaya kalmadan gelmeye başlayanlarla ortam şenlendi. Muazzam bir atmosfer oluşmuştu. Ellerinde çantalarıyla, valizleriyle gelenler onları yerleştiremeye çalışıyorlardı. Ay yıldızlı camdan akşamın kararmasını izliyordu. Bir yandan da içerideki hengameyi de göz atmadan duramıyordu. Etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Arkadaşlarıyla gelenler belliydi. Dışarıdan duyulacak derecede gülümsemelerle konuşuyorlardı. Kimisi ailesiyle vedalaşıyordu. Kimisinin camdan el sallamak için trenin kalkmasını bekleyenleri de vardı. Trenin içini aydınlatan garın lambalarının renk tonuna gözüm takılmıştı. Aklım o tondayken biri geldi yanımda durdu. Yanıma gelecek sandım. Meğer arkadaşını koltuğuna bırakmaya gelmiş. Güzel bir hareket. Bu trende hızlı trenlerde ya da uçaklarda olduğu gibi bilet kontrolü kalkış öncesinde yapılmıyordu. Onun için trenin içine kadar arkadaşınızı uğurlamaya gelebiliyorsunuz. Aynı şey otobüsler için de geçerli. Az önceki gürültüye nazaran bir sessizlik oluştu. Sanırım herkes yerleşmişti. O da ne son dakika birkaç kişi daha koşarak geldi. Onların yerleşmesi hemen olmazdı. Rastgele vagonlara binerler. Sonra trende biletlerindeki vagona oradan da aldıkları koltuğa yerleşirlerdi. Belki de bu sürede çoktan tren kalkmış olurdu. Yanlış yöne giden trene binmedikten sonra bu onlar için yetişmeleri en güzel başarıydı. Treni kaçırmak diye bir deyim bile var. Hayatımıza öyle giren trenler daha bir samimi gelir bizlere uçaklara göre ya da gemilere göre. Bilet alıp gitmek ekonomik olmasından mıdır bilinmez ki payı büyük olduğu kesindir. Bu yönden herkese hitap etmesi önemli bir olaydır. Bir de güvenlik tarafı var. Ne zaman nerede duracağı belli olması yanında bazen de rötar yapmasını bile aldırmaz insanlar. Acelesi olanlar ayrı konudur. Sonuçta tren güvenlidir ve belli hızda giderler. Hava şartlarından olsun, yolcu yoğunluğuna göre olsun hızları raya göre de değişebilir. Mesela yağmurlu bir havada daha yavaş giderler.

Trenin siren sesi duyulduğuna göre kalkışa hazırdık. Evet, şimdi yavaştan hareket etti. İlk harekette ya da bazı hareketlerinde trenin ürperten yanı da olabiliyor. Ray değiştirmeleri olsun ani frenleme yapıyor gibi durma hareketi gibi tavırları olsun korkutsa da öyle şeffaftır ki sizi yormaz ve ürkütmez. Sokak lambaları bir bir yanınızdan geçmeye başlar. Ay yıldızlı camdan dışarı seyretmeye başlarsınız. O da öyle yapıyordu. Ta ki ışıklar kaybolana kadar. Artık şehirden çıkmıştı. İç ışık camı ayna vazifesine bürümüştü. Baktığında iç yansıma görülüyordu. Önce kendine şöyle bir baktı. Saçları dağınıktı. Yeni uzatmaya başladığı saçlarına jöle gibi şeyler sürmeyi sevmiyordu. Bu hâlinin keyfini çıkarır gibi kendine bir bakış attı. Onları olduğu gibi bıraktı. Çantasından az önce aldığı yiyecek ve içecekleri çıkardı. Yanında kimse yoktu. Çantasını o koltuğa bıraktı. Montunu da çıkardı. İçerisi yeterince sıcaktı. Kış aylarında normalde her daim atkı takmasa da bugün yanına aldığı atkıyı da çantasına koydu. Gri tonlarında üzerinde sayılar yazan bir atkıydı. Her kış bir yenisini alırdı. Havalar ısınmaya başladığında bıraktığı yerde takmak için hatırlamaz öylece kalırdı. Sonra bir sonraki kış aradığında evde olmadığını fark ederdi. Olayın böyle mi olduğunu şu ana kadar kestirememişti. Ama başka da bir ihtimal yoktu. Çünkü atkılar yoktu. Hep de gri tonlarında alırdı. Asil duruş onun için önemliydi. her giydiğiyle yakışmasa bile en azından uyumlu olması önemliydi.

İyice karnının doyurmuştu. Kulaklığını taktı. Müzik dinleyip, kitap okumak istiyordu. Denedi fakat odaklanamadı. Bu kez okumak istemiyordu. Belki de şu ana özel bir durumdu. İnternette gezinmek daha çok hoşuna gitmişti. Bir canlı yayına katıldı. Oradaki muhabbet iyice sardı derken telefonun çekmeyen bir yerden geçtiği için hat koptu. Yayın da çıktı. Tekrar geldiğinde ise canlı yayın bitmişti. Kitap okumak iyi hissettirecekti. Aldı yeniden eline kitabı, kulaklığı çıkardığı çantanın gözüne yerleştirdi. Az önce iki üç sayfa okumuş fakat bir şey anlamadığı için baştan aldı. Cümleleri hatırlıyor gibiydi, yine de okumaya devam etti. Bıraksa anlatamazdı fakat okuduğunda da tanıdık gelmesi de güzeldi. En azından az önce boş geçmemişim okurken bir yandan hafızamda da kalmış diye gülümsedi. Fakat bu denli anlamlı cümleler olduğundan bihaberdi. Arada sırada kaldığı yer kaybolmasın diye sol elinin işaret parmağını koyup, etraftaki olaya benzer şeyleri izliyordu. İnsanlar lavaboya ya da lokantanın olduğu vagona gitmek için hareketleniyorlardı. Kimisi de sıkıldığı için yürüyüş yapıyorlardı. Gözüne iki koltuk önde oturan bir ailenin bebeği çarptı. Koltuktan başı görülüyordu ve ona doğru bakıyordu. O da el salladı. Bebek gülümsedi. Aslında tam bebekte sayılmazdı. Ama çocuk denilecek kadar da büyük değildi. Tutunmasa ayakta duramaz gibi koltuğa tutunuşu vardı. Gözlerini ve yanaklarını görseniz yanına gidip kucaklayıp öpmek istersiniz. Sonra ilgisini koridordan geçen başka birine çevirdi. Görevliler bilet kontrölü yapıyorlardı. Ellerinde cihazlarla koltukları bir bir geziyorlardı. Kimisi bileti gösteriyor, kimisi kodu söylüyordu. Hiçbiri olmayandan soyadı istiyor, doğrulama sonrası bir sonraki koltukta oturana geçiyordu. Her durakta yeni kişiler biniyordu. Sonra yine o kişiler geliyor ve biletlere bakıyorlardı. Biletsiz binmek cezalı işlemden sayılıp daha fazla ücretle bilet kesiliyormuş. Birkaç kişi de o şekilde işlem görmüştü. Tabi sadece o vagonda olan olaylardan haberi vardı.