Ağlamak geldi benden gitmiyor

İnsan düşündükçe düşündüren düşüncelerden bir türlü kurtulamıyor. Düşünmese bir dert düşünse bir dert gibi geliyor. Elindeki kalemi kağıdı bırakırsın da yazmıyorum dersin. O andan itibaren sana kimse yazdıramaz. Ya da araba sürmek istemezsin sürmezsin. Yürümek istemezsin yürümezsin. Hatta bunları geçelim. Bakmak istemez bakmazsın. İşte düşünmek öyle değil. Hiçbirine benzemiyor. Elinde değil. Tutamıyorsun. İllaki aklına gelecek. İrdeleyecek. Uzun ince, saçma sapan ya da deli dolu düşünecek. Yoksa olmuyor dedirtiyor. Düşünmeyi bıraktığında ya da bırakmadığında da düşünüyorsun. Seçemiyoruz. Bir ara geliyor. Unuttuk diyoruz. Unuttuğumuzu hatırlıyoruz. Ah! Yine başladı. Zihnimizde o an bu an, o olay bu olay geziniyoruz. Öyle çoklar ki. Sevinmeli mi üzülmeli miyiz onu da bilmiyoruz gibi geliyor.

Gün içinde onlarca kişiyle tanışıyor, yüzlerce olaya tanık oluyor, binlerce etkileşimde bulunuyoruz. Elbette bu sayılar herkes için değişiyor. Fakat insan karınca yuvasının yanına durmuş oradaki hareketliliği izlerken bile neler neler düşünebiliyor. Aklınızdan hiç geçmeyecek bilgi ya da değişik bir veri bile bir anda beliriveriyor. Öyle garip işte zihin kütüphanelerinin varlığı. Bunu iyi şekilde kullanın diye onlarca kişinin konuşmaları var. Haklılar. Şöyle ki. Bilginin depolamasını bilirsen diyor. İstediğinde alırsın. Ama biz her şeyi dağınık mı depoluyoruz ki olmadık zamanlarda düşünebiliyoruz. Hani şimdi bunu da düşünelim. Durduk yere aklımıza gelecek olan bu cümleyi unutun dememe rağmen unutmayacaksınız değil mi? Hatta arada orada mı diye yoklayacaksınız. Hey bilgi acaba ben seni unuttum mu dersiniz. Son hop işte hatırladınız. Aslında gerekli gereksiz düşünmeler bizi yormaz. Ne mi yorar işte bu tür düşünceler yorar. En çok da şimdi de aklıma nereden geldi demeler. Bırakın zamanla düşünceler de aksın. Zaten her şey su misali değil mi? Zaman her şeyin ilacı, vitamini ve bir sürü şey üzerine söylenmesi gereken. Hadi bunları bırakalım bir kenara oturup çayımızı söyleyelim. Manzaranın tadını çıkartalım.

Sonra ne mi oluyor. Ağlamak geliyor. Ağlıyorum. İçin için. Sızım sızım ağlıyorum. Sesim duyulmuyor. Sesime gidiyorum. Ama ağlamak benden gitmiyor. Sesim de çıkmaz olduğunda içimden ağlamalarım son buluyor. Uzun uzun bakışlara dönüşüyor. Herhangi bir objeyi seyrediyorum. Doğadaki bir ağacı, bulutu o an karşımda ne varsa. Aslında düşüncelere dalınca karşında ne olduğunun da önemi yok. Öylece boş boş bakıyorsun. Sanki süzer gibi ama en çok da kendini üzer gibi. Bir kafanı sallıyorsun ne oldu neredeydim yine diye bir ses duyduğunda toparlanıyorsun. Sonra bir süre sonra elin çenende güzel günlerdi dediğin anı ve gülümsediğini hatırlıyorsun. İşte dalıp gitmeleri anlamlı kılan da bu galiba diyorsun.

Düşünceler insana takılır kalır, gitmez olurlar. Belki de bu yüzden güzeller.